sigorta ile ahilik de insan66

sigorta ile ahilik de insan66

 doğuştan Doğulu olsalar bile, zihnen Batılı sayı^jj 1ar; çünkü Doğu’ya özgü bütün düşünceler bunlara artık yabancıdır(„),
Konunun can alıcı noktası da budur: Doğu, modem etkilerin sonucu c sadece geçici ve yüzeysel bir bunalıma mı sürüklenecek, yoksa Batı,kend' le birlikte bütün beşeriyeti bir uçurumun eşiğine mi getirecektir? Bu soruyj' anda kesin bir cevap vermek imkânsız”(age, s. 141-143).
Özetle, Gudnon; uygarlık tarihinde, “İlke”nin, “An’ane”nin, eski,asıi(j| sik “Gelenek”in önemini ısrarla belirtiyor ve Batı uygarlığının; “llkeler’lçj, ğını kopardığını ve bu yüzden gittikçe hızlanarak, felâkete doğru gittiğinj. yolu bırakıp tekrar “İlkeler”e dönmesi gerektiğini, bunun için de kendisine cak; “İlkeler, An’ane ve Gelenek” ile bağını koparmamış olan yukandaadij nm saydığı üç Doğu uygarlığı’nın yardımcı olabileceğini; Batı’nın, onlajj kaişı düşmanlığı bırakıp, aksine onlardan yararlanması gereğini, birçok eserj boyunca, ısrarla belirtiyor, bu konudaki çeşitli sorunlan çözmeye çalışıyor Guenon’un görüşlerini aktarmayı burada bırakıyor ve Ahilik konusuna ge. çerek, onun tarih boyunca ve bugün de hemen sürekli olarak, “Kayıp Dünyj» olarak kaldığı gerçeğine birkaç örnekle kısaca değinmeye geçiyomz. Bu kitap, ta Ahiliği, tarihsel belgeler ölçüsünde, İÖ 5 bin ile İÖ 2 bin yıllan arasında, tam üç bin yıl yaşayan Sümerler’e kadar götürdük.
Sümerler deyince, değil sadece Ahilik; tümüyle “Kayıp birDünya”nınsöz konusu olduğunu, kesin olarak biliyoruz. Sümerler. İÖ 2 binden, İS 1900yılı, na kadar, yaklaşık 4 bin yıl boyunca, değil sadece varlıklan; adlan, sanlan.tıer şeyleri ölçüsünde de; hiçbir toplumun, ulusun olmadığı kadar, kesin olarakbir “Kayıp Dünya” olmuşlardır.
Ahiliğin; 2000 yılında yayınladığımız, “Sokrat ve Eflâtun’dan Giinümüze Ahilik” adlı kitabımızın yayını ile bilinen tarihine gelince; bu kitapta. Filozof Eflâtun’un tanıttığımız Ahilik hakkında ortaya koyduğu görüşleri, düşünceleri; adı üstünde: görüşler, düşünceler, dilekler’dir. Kısaca Ahilik yine bir “Kayıp dünya”dadır.
Kur’an’da bildirilen Hz. Adem, Hz. İbrahim, Hz. Yusuf, Ashabı Kehf; Fütüvvetnameler’in bildirdiği, tarih sırasıyla: Habil, Hz. Şit,Hı. îdris, Hz. Nuh, Hz. Salih, Hz. Lût, Hz. İshak, Hz. Musa, Hz. Harun, Hz. Şuayb, Hz. Davut, Hz. Yunus, Hz. Zekeriya, Hz. İsa, Araplann Cahiliye döneminde yaşayan Hatem-i Taî, İslâmiyet ile birlikte; Hz. Muhammet, Hz. Ali Selman-ı Fansî, Ahi Evren ve daha başkaları; hep kişi olarak Ahiliği yaşatmışlar, ama bu tek tek Ahilik kahramanlarının olmadığı zamanlarda Ahilik ne ol muştur? Bu konuda ancak, pek çok yakınmalar bulunduğunu biliyoruz. 0yi kınmalara sadece iki fütüvvetnameden örnekler vereceğiz.
13. yüzyıldan, yukarıda verdiğimiz, Tuhfat-Al-Vasâyâ, bilindiği gibi 51 le diyor: “Fütüvvet bölükleri, şaşkın bir halde çöllere düşmüş, haktan sapn»
yüzyılda Çobanoğlu BurgaZî de Fütüvvetname’sinde şöyle diyor: jjjür bilin ey kardeşler ve ey dostlar. Fütüvvet (yüksek ve şereflidir ve y^jnıdır)''^ aziz derecelerdirf..). Amma, gördüm ki, Fütüvvet bölükleri ^yyirolub (şaşırıp) çok işde kendini kaybedip, batıla meşgul oldular, ba-^jeçersiî. boş) izzet (büyüklük) ile mağrur oldular ve (azgınlık, günah) yo-^tendilerini sebil kıldılar ve oğrılığı (hırsızlığı) ve yavuz işe varmağı Fü-,ı,<ıyolunun alplığı, bahadırlığı (saydılar)...” bu Fütüvvelnamede söyle-^Iflide.‘Sokra! ve Eflâtun’dan Günümüze Ahilik” adlı kitabımız ile birlik-(tdkitapia da bulunduğu için uzatmıyoruz.
Şimdi; kendilerine “Ahiyim” diyenler ya da öyle denenler, böyle yapıyor-j5j.onlann yolu her ne ise, ona “Ahilik” ve onların zamanında Ahilik var-jıjdiyebilir miyiz? Diyebiliriz diyenler varsa, desinler, ama bu sözleri; Fü-jofmameler ile de sabittir ki, geçersizdir. Kısaca; Ahiliğin büyüklerinin, lıhramanlarmın yaşamadığı çağlarda ve yerlerde, “Ahilik olmuştur” diyeme-ıitOerisek, suç işlemiş oluruz. O çağlarda ve oralarda; “Ahilik, Yiğitlik; ka-jipur,ölmüştür, dirilmeyi, onu diriltecek olanı beklemektedir”!..
“Ölüp dirilme"; eski deyimle; “Basübadel mevt” deyince hemen, yine bu bapta, yukarıda XI. Bölümde, yersizlikten ancak ismen andığımız, Sivas'ın töyiik Ahi’si Pir Sultan Abdal’ın; “Ben Musa’yım, sen Firavun/İkrarsız Şey-üs-ı liin/Üçüncü ölmem bu hâin/Pir Sultan ölür dirilir” şeklindeki ölümsüz dizelerini anımsıyoruz ve bu bölüme de, bu karşıtlığa değinerek son veriyoruz
PROF. DR. MÜBAHAT TÜRKER KÜYEL’İN;
GENEL OLARAK AHİLİK VE ÖZEL OLARAK SÜMERLEr KONUSUNA ÖNEMLİ KATKILARI
Ahilik ve özellikle Sümerler üzerindeki çalışmamızı pek de fazla lelmemiştik ki, önemli bir yardım ile karşılaştık. Özellikle Sümerler bakımından, bu yardım ile, iki ayrı yerde karşılaşmakta idik. Ancak, sözünü ettiğimiz bu iki ayrı yerden önce, kuşkusuz, bu yardımı nereden aldığımızı açıklamamız gerekiyor. Bölüm başlığından da anlaşılabileceği gibi, bu yardım ve katkının kaynağı ; Prof. Dr. Mübahat Türker-Küyel’in konu ile ilgili bildi, ri-makaleleri oldu.
Aşağıda belirteceğimiz gibi, bu makalelerin büyük bölümü, “İBN SÎNÂ Doğumunun Bininci Yıh Armağam” adlı eserin; bir tanesi de, “E Uluslararası Ahilik Kültürü Sempozyumu Bildirileri” adlı kitabın içinde bulunmaktadır.
Prof. Dr. Küyel’in; bizimki gibi bir tez ile olmaksızın da olsa, daha genel bir alanda, özellikle Bilimin başında ve sonunda çok önemli görevi olan, bilimler bilimi Felsefe bakımından; uzmanca bir yetki ile, kuşkusuz daha başb tezlerle, çok kapsamlı olarak ve kendi yönümüzden; daha sonradan görmüş de olsak, konuya bizden önce girmiş olduğu görülüyor.
Fakat Sayın Prof. Dr. M. Türker-Küyel’in Ahilik konusu ile ilgilenmesinin değeri; bize göre her şeyden önce, kendisinin. Felsefeci olması bakımından: büyük önem taşımaktadır. Prof. Dr. Küyel. Cumhuriyet tarihinde. Ahilik ile ilgilenen ilk felsefeci değildir gerçi.
Daha önce, Ord. Prof. Dr. Hilmi Ziya Ülken de, yukarıda değindiğimiz gibi, 1933-34 yıllarında yayınlanan. “Türk Tefekkürü Tarihi” adlı eserinde ve burada ilk olarak andığımız, Hoca’nın ölümünden sonra yayınlanan, “Anadolu Kültürü ve Türk Kimliği Üzerine” adlı eserde toplanmış olan birçok makalelerinde, Ahilik konusuna hemen hiç de azımsanmayacak ölçüde önemli olarak değinmiştir (262)
Ne var ki, Ord. Prof. Dr. H. Z. Ülken’in Ahilik konusunda söyledikleri de. hattâ ilgisi ve adı da; nedense Ahilik konusu ile ılgilenenlerce, sanki hemen hiç görülmemiş ve hiç değilse, pek çabuk unutulmuştur. Bize göre bunun nedeni; Ahiliğin, bazı başka konularda da olduğu gibi, toplumca, soyutlanarak ve indirgenerek ele alınmasıdır.
da söyleyelim; Bu olumsuz durumda; felsefeye, en azından kuşku-
^sıjınve dostça bakmayanlar kadar; felsefe ile ancak sofistler gibi, hat-*^jjfdandadaha uzak bir biçimde ilgilenenlerin de; çok büyük sorumlulu-Jıbıjluauyor. Günümüzde Felsefe ile ilgilenenlerin büyük çoğunluğuna göre sanki “Fildişi kule”de, salt teorik, hayalın dışında, hiçbir işe yarama-„ lıemetmek gibi olmasın ama; afyon ya da esrar çekmek gibi; lüks, ilgili-ıijdiyenlere sözde bir üstünlük sağlayan ve ancak bir çeşit keyif verici, oya-ijjicı, zaman öldürücü bir uğraştır. Kuşkusuz, hiç de öyle değil.
Filozof Sokrat’ın, Atina halk mahkemesi önündeki davranışı ile bir Ahlâk [ılaanıaıılığı örneği verdiği ve Ahlâk tarihindeki seçkin yerini aldığı bilin-(^tıediı. Biz kitabımızda, Atina mahkemesinin kararının nedeni konusunda;
Sollat ın, çağmın görüşlerine kökten ve maddî ölçüde karşı çıkarzık; “Çalış-myı savunmuş olması” gibi; yepyeni ve çok güçlü bir görüşün sağlam daya-ınşını belirttik.
Ellâtun'a gelince; o da, hemen tüm diyaloglarında ve özellikle. Devlet ve Lakhes diyaloglarında. Ahlâk felsefesinde teorik olarak çok güçlü bir temel altığı gibi; Yasalar adlı diyaloğunda da, çalışma, zenaatkârlık, esnaflık, ticaret ıc bütün bunların devlet ya da site tarafından düzenlenmesi ve denetlenmesi ^ lonulannda son derece önemli “yasalar” koymuştur.
Prof. Dr. Küyel’in katkılarından yararlanmaya girişirken. Sayın Prof.’un •enellikle “Sümer”, bazen de, “Sümer” dediğine, bizim bu farklılıklara ilişmediğimize, ancak bu konudaki kendi görüşümüzün, genel görüş ya da bilgiye de uygun olarak, “Sümer” olduğuna, buradaki farklılığın da dizgiden kaynaklanmış olabileceğini de düşündüğümüze değinmek isliyoruz. Yine metinde, Eflâ-tun’un adının. Yunanca, “Platon’ ve bu adın bazen da “Plâton” şeklinde yazıldığım ve ikinci yazımın da dizgiden ileri geldiği düşüncemizi ekleyelim.
Biz bir çok yerde, bir çok kez açıkladık: Ahilik konusuna, 1980 yılında girdik. Gerçi Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın, 1966 yılında yayınlanan “Türkçe'nin Üreme Yolları ve Dil Devrimciliğimiz” adlı eserinde bulunan Ahilik ile ilgili bir iki cümle dikkatimizi çekmişti. Ama Ahiliğe, bütün varlığımızla ve onu ıılaşahildiğu<(|2i^B^ yönleriyle kavramak üzere girişimiz; belirttiğimiz gibi, 1980 yıhı®r ^^■kutlamalarının o zamanlar yapıldığı. Eylül ayının ilk haftasında olnj^^^^^Küt ve Eflâtun’dan Günümüze Ahilik” kitabımızdaki tezi kde, ana çi^H^^^ftî^ürak; 1990 yılında ortaya koymuştuk.sigorta