sigorta ile ahilik de insan3
Payen dönem esnaflarının da pîrleri vardır, yalnız lannlar ve tanrıçalardır. Tanrıça Nanşe’nin de; veziri Hendursag’ın da j^nıu bundan ibarettir. Kısaca; İşte Sümerler'de, buradan da Ahiliğe çıktık! j^'ı izlemeye devam ediyoruz;
"Bir diğer toplumsal sıkıntı nedeni olan Sümer’in ekonomisinin gerileyişi-ıjbaknğumzda. çağdaş endüstri toplumumuza benzer biçimde, Sümer tarım pjjbıfflunım maddeci ve ileriyi görmeyen yapısıyla doğanm hassas dengesini tozduğunu ve giderek mahvettiğini görürüz. Tarlalarından ve çiftliklerinden lıepdaha fazla ürün alma hırsıyla, gereğinden fazla sulamışlar ve böylece top-(ağı tuzlayıp kısır ve verimsiz bir hale getirmişler ve bu düşüncesizlikJeriy-lekirlilikve yaşam veren kanalların bozulması sürecini hızlandırmışlardır.
Hem çağdaş toplumda hem de Sümer’deki bir diğer öldürücü ekonomik felaket hile yapan tüccarlardır. Yukarıda verdiğimiz Nanşe İlâhisinde bunlar şöyle tanımlanır;
Yukanda alıntılanan Ur-Nammu Yasası’mn girişine göre, anlaşılan kral löccarlarm bu türden haksız uygulamalarım, bütün ülkede ağırlık ve ölçü bi-lunlerini Standart hale getirerek engellemeye çalışmıştır. Yine de, bir tüketici kadının söylenmelerinden de anlaşıldığına göre bunda başarılı olamamıştır; ‘Tüccar-fiyatlan nasü indirirl/Yağı, arpayı nasü azaltır.’
Olasılıkla bu tüccar müşteri çekmek için fiyatları indirmiş, sonra da indirdiği fiyatı alıcıdan çıkarmak için gizlice ağırlığı değiştirmiştir’'t2S9)
“38. Bölüm; KAZMA VE SABAN; ‘EMEĞİN İLK ZAFERİ’
Geç Anük ve Ortaçağ Avrupa'sında sevilen bir tür olan atışmanın ilk örnekleri ve öncelleri olan Sümer tam.şmaları. Sümer yazarlannın gözdesiydi -bunların tartışmacı, zıtlık gösteren içerikleri Sümerli davranış örünlüsünden fazlasıyla hırslı ve saldırgan yapısıyla uyuşuyordu Kış Yaz’a, Tahıl Sı-ğır’a Kuş Bahk’a, ABaç Kamış’a, Bakır Gümüş’c üstün gelir. Bu bölümde ele
Yapıt, herhangi bir rakip karşısında pek dayanabilecekmiş gibi durmayan bir alet olarak Kazma’nın oldukça gülünç bir betimlemesiyle başlar:
•Hey. Kazma, iple bağlı Kazma./Dışbudak ağacından dişli, kavaktan yapılmış kaz-ma,/’Deniz kerestesi’ dişli, ılgından yapılmış kazma,/lki dişli, dört dişli kazma,/Km. ma, zavallı herif, her zaman kuşağını kaybeder./Kazma Saban’a meydan okur’.
Meydan okumada ağırlık, Saban’m yapamayacağı pek çok işi Kazma'nın yapabilmesine verilir.
‘Ben genişletirim —senin genişlettiğin ne?/Ben büyütürüm -senin büyiitlüğlin ne?/Sular taştığında, ben önüne set çekerim,/Sen sepetleri toprakla dolduramazsınyÇa-muru karamazsın, tuğla yapamazsın,/Temel atamazsın, ev kuramazsın,/Eski duvarlann temelini berkitemezsin./Dürüst insanların çatılannı düzeltemezsin,/Caddeleri düzelie-mezsin,/Saban —ben genişletirim- senin genişlettiğin ne?/Ben büyütürüm-senin büyüttüğün ne?’
Bu meydan okuyuş, kendisine yüce tanrı Enlil’in eliyle yaratılmış, insanoğlunun çiftçisi, kral ve soyluların gözdesi, hasat edilen tahılıyla bozkırlann süsü, insan ve hayvanın geçimi olarak betimleyen gururlu Saban’ı öfkelendirir. Ya da Saban’ın kendi sözleriyle:
Ben, Saban, yüce kol tarafından biçimlenen, yüce el tarafından birleştirilen/Ben Enlil Baha’nın soylu tarla kayıt memuruyum,/Ben insanoğlunun sadık çiftçisiyimVŞu-numun ayında (Nisan-Mayıs aylarını karşılayan bir ay; sözlük) tarlada bayramım kut-landığında,/Kral benim için öküz keser, benim için koyunlan çoğaltır/Taş kaplara bira döker./(..).
/...tahıl hasat edildikten sonrayÇobanın dinlenen yayığıdır./Tarlalara yayılmışü-nazlanm./Dumuzi’nin dinlenen koyunlandır./Bozkıra dağılmış (tahıl) öbeklerim/Çe-kicilik dolu yeşil tepelerdir./Tınazlan ve (tahıl) öbeklerini, Rnlil için yığanm/Kızıl buğdayı, buğdayı onun için tepeleme yığanm./(..).
/(Sana gelince) Kazma, adı çukur açıcı, adı diş oyucu/Çamurda çalışır, yuvarlanırsın (sen) Kazma,/Başını tarlaya koyan Kazma,/Pis çamurda günlerini geçiren Kazma ve tuğla kalıbı,/...’sı prensin eline yaraşmayan,/Başı kölenin elini süsleyen/Sen rai bana acı hakaretler savurmaya cüret ediyorsun!/Sen mi kendini benimle kıyaslamaya cüret ediyorsun! Bas git bozkıra,/Bana ‘Saban, kaz, çukur kaz (diyerek) hakaret eden seni (yeterince) gördüm.’
Saban’a yanıtında Kazma, sulama, ağaçlama ve sürmek için toprağı hazırlama gibi temel etkinliklerde insanoğluna verdiği hizmetleri anlatmakla başladığı uzun bir tirad söyler.
‘Saban____,/Enlil’in yerinde seni geçerim,/Ark açanm, kanal açanm/Çayırlansuy-
la doldururum./Kamışhğı su basmca./Bcnim sepetçiklerim boşaltır onu./ltmaklanaştı-ğında, kanallar bozulduğunda./Kabaran bir ınnak gibi sular saldırdığında/Ve heryeı bataklığa dönüştüğünde,/Ben, Kazma, çevresine setler kuranm,/Ne Güney Rüzgânm de Kuzey Rüzgârı onlan yıkabilir,/(Böylece) kuş avcısı (raha^|^a,,j^den) yumurıa lan toplar,/Bahkçı balığını
pjlıasonra Kazma işçi sınıfının, özellikle inşaat işçileri, kayıkçılar ve bah-jjıjnlann, refahı ve güç kazanmaları konularında kendi katkılarını anlatır, lenii içine alan, onu çevreleyen sağlam duvarlar inşa elmekle;/Orada tannJarm jyoüannın var olmasını ben sa|ladım,/Onları kırmızı çamur, sarı çamur, ataca ça-juhsüsledim./Kraliyei kentini inşa ettim./Onun (kenl’in) bozulan çamurunu benim-t«Ulanlar, onun kırılgan kiline payanda koyanlar./Onlar (işçiler) iyi yapılmış evler-dinlenirler.
^iazma'nın yaktığı ateşin kenarında yan gelip yatarlar,/(Ama) sen (Saban) onJann (ilencesinegelme./Yerler, içerler, ücretleri ödeniry(Böylece) işçinin karısını, çocukia-,Tül geçindirmesini sağlarım./Kayıkçı için fırın kurarım, onun için zift eritirim,/Kayık, jtilenli yapanm onun için,/(Böylece) kayıkçının kansını, çocuklarını geçindirmesini ajianm (..),’
Son olarak, Kazma, yol ve tarla işçilerinin mutluluğuyla öyle yakından il-îilenir ki, içinde dinlenebilecekleri ve su tulumlarını onun kazdığı kuyudan i doldurabilecekleri özel bir hisar inşa
iarmşaellımyGünlerini tarlalarda geçiren adamlar,/Gecelerini tarlalarda geçiren işçi- || lerzBenim dikliğim hisarda,/Bayındır bir kentteymiş gibi dinlenip kendilerine gelir bu jğ iffianiar,/Kendi yaptıkları su tulumlarına, onlar için su dökerim,/Onlara ‘can’ kala- ,!R nmJtYine de) sen. Saban, (şöyle diyerek) beni aşağılarsın: ‘Kaz, arklar kaz.’/Ben susuz bozlarda (olduğumda),/Tatlı suyunu kazıp çıkarırım,/Susayan hendeklerimin yanında hayat bulur.’
Kazma’nın kendi fikirlerini öne sürmesinden .sonra. Saban’a onun savlan-m çürütme şansı tanınmamış. Bunun yerine yazar, büyük tanrı Enlil’in Kaz-ma’nın lehine verdiği hükümle tartışmayı sona erdirir. Bir Sümer mitine göre,
Her alanda, kendinden öncekilerin hepsini bastıran bir düzensizlik ve kargaşa hüküm sürmektedir. Batı dan kaynaklanan bu düzensizlik ve kargaşa artık bütün dünyayı tehdit etmektedir(..). Dünyanın bugün gerçekten bu durumda olduğunu ve her tarafta, Incil’in, ‘umutsuzluk belâsı’ dediği köklü çöküniü halinin yaşandığını görmek için insanın çevresine şöyle bir göz atması yeler. Ne iyimserliğe ne de kötümserliğe kapılarak, durumu olduğu gibi görmek ve işin vehametini gizlememek gerekir. Daha önce de söylediğimiz gibi, eski dünyanın sonu, bir yenisinin başlangıcı olacaktır”(age, s. 25-31).
Rend Gudnon, aynı eserin, “Doğu-Bah KarşıÜığı” başlıklı İkinci Bölümünde şöyle devam ediyor:
“Modem dünyanın en anlamlı özelliklerinden biri de Doğu’yu Batı’dan ayıran uçurumdur!..). Aslına bakarsanız, her biri, şu veya bu insan topluluğunun yeteneklerine uygun bir biçimde kendi özel çizgisinde gelişmiş farklı uygarlıklar her zaman olagelmiştir, ama ‘farklılık’ zomniu olarak ‘karşıt’lığı gerektirmez. Aynı temel ilkelere dayandıkları sürece, biçimsel olarak birbirinden çok farklı (ama sadece şartlara göre değişen farklı uygulamalan temsil eden) uygarlıklar arasında bile belirli bazı ‘benzerlikler’ pekâlâ olabilir(..).
Öte yandan, hiçbir üstün ilke tanımayan ve ilkeleri inkâr etmekten başka bir şeye dayanmayan bir uygarlık ise, sırf bu yüzden diğer uygarlıklar ile anlaşmak için gerekli araçlardan yoksun kalmış demektir(..). Bu yüzden, modem dünyada bir yanda geleneksel tavra sadık kalan uygarlıkların tamamı yani Doğu uygarhlan, öte yanda da özellikle gelenek düşmam bir uygarbk yani modem Batı uygarlığı vardır.
En azından bazıları, beşeriyetin Doğu ve Batı diye ikiye bölünmesinin biı gerçeği yansıtıp yansıtmadığını sormaya kadar vardınyorlar işi, ama hiç değilse içinde yaşadığımız zaman dilimi sözkonusu olduğu sürece bu konu tartışma götürmez!-.).
‘Doğu’ya gelince işler biraz daha zorlaşmaktadır, zira bir değil birkaç Doğu uygarlığı sözkonusudur ama ‘geleneksel’ dediğimiz uygarlığa ait bazı özelliklerin hepsinde ortak olması -ve Batı uygarlığının aynı özelliklerden yoksun oluşu- Doğu’yla Batı arasındaki aynmın ve karşıtlığın sağlam ölçülere dayanması için yeterdi. Gerçekte de durum budur ve geleneksel kişilik, bütün Doğu uygarlıklarının ortak özelliğidir!..).
En başta Çin uygarlığı tarafından temsil edilen Uzakdoğu; Hint tarafmdan temsil edilen Ortadoğu; tslâm uygarlığı tarafmdan temsil edilen Yakındoğu,.. Bu sonuncu uygarlığın Doğu’yla Batı arasında bir ‘orta yol’ sayılması pek çok bakımdan daha yerinde olacaktır; zira bu uygarlık. Batı uygarb»Sii^ özellikle Ortaçağ’daki durumunu hatırlatmaktadır birçok bakımdan, lâm’ı modern Batı’yla karşılaştırdığımızda onun da (diğeri nın öne sürdüğü gerekçelerle) Batı’ya karşı çıktığını ve bu y^ uygarlıklarıyla bir arada düşünülmesi gerektiğini görürsünüz^
dıkianmızı pek dikkatli okumayan bazı kişiler bizi, bütün gelilerin Doğu kökenli olduğunu ve Batı ‘antikite’sinin çağlar boyun-hep Doğu'dan devşirdiğini savunmakla suçluyorlar. Oysa bi-böyle bir şeye rastlamak mümkün değil. Hattâ bırakın bu-'■'"'^'unmayı. böyle bir görüşü akla getirebilecek bir söz bile yok(..).
geleneksel verilerin böyle bir düşünüşü yalanladığı apaçık bir ger-^ İçinde bulunduğumuz çevrimin ilk geleneğinin (Avrupa’nın en kuze-’lıdeölan: sg) Hyperborean bölgelerden fışkırdığını gösteren açık belirtilere ıj,israfta rastlamak mümkündür. Her biri bir başka döneme tekabül eden akımların tümü daha sonra ortaya çıkmıştır. Bunlardan izleri halâ gö-fjlebilea bir akım da, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak bir şekilde Batı’dan pjju'ya doğru akmıştır.
y’evar ki. bütün bunlar herkesin ‘tarih öncesi’ dediği çok eski dönemlerde jlup bitmiştir ve bizim şimdiki yargılarımızı etkilememektedir. Bizim söyle-jjinıiz. Başlangıçtaki Gelenek’le ilgili zenginliklerin çok eskiden Doğu’ya jlıanidığı ve bu gelenekten kaynaklanan en dolaysız öğreti biçimlerinin Do-ij'da bulunabileceğıdirf..).
Atlantis ten söz eden ‘antik metinler bu akımın nereden kaynaklandığını jıgösteriyor. Bu kıtanın geçmişte görülen büyük tufanların en sonuncusuyla birlikte ortadan kalkmasından sonra Atlantis geleneği’nin kalıntıları çeşitli tölgelere dağılmış ve oralarda daha önceden var olan başka geleneklerle ka-ışmıştır (Bunların çoğu da büyük Hyperborean geleneğin kollarıdır). Özellikle Keli öğretilerinin bu dağılmanın ürünlerinden olması çok mümkündürt..).
Asıl Atlantean tarz, binlerce yıl önce, ait olduğu uygarlıkla birlikle ortadan kalkmıştır!..). Biz burada sadece sonuçlarla ilgileniyor ve bugün bir Atlantean geleneği canlandırmanın, hattâ onunla doğrudan veya dolaylı bağlantı kurmanın imkânsız olduğunu söylüyoruz!..). Öle yandan bir de Keltik geleneğe bağlanmak isteyenler var(..). Halâ kullanılabilecek nitelikte, katıksız Keltik bazı öğelerin değişik yollardan bize kadar geldiği doğrudur, ama bu öğeler eksiksiz bir gelenek oluşturmaktan çok uzaktırlar!..).
Zaman zaman olduğu gibi, değişik biçimlerde uç vennesi mümkün bir Keltik ruhunun yaşamakta olduğunu inkâr etmiyoruz. Ama bazı insanlar ‘DruidikaT geleneğin olduğu gibi yaşatıldığı bazı merkezlerin varlığını savuıı-duklan zaman da kanıt istemekte haksız sayılmayız"!age, s. 3.‘i-42).
serin çeşitli bölümleri boyunca görüşünü değişik yönleriy-, “Batı Saldırısı” başlıklı sekizinci bölümde şöyle diyor: ûimiz gibi, modem kargaşanın kökleri Baü’dadır ve bu adar çok yerel bir olgu olarak orada kalmışlır; fakat bir değişiklik gözleniyor: Kargaşa lıer tarafa yayılı-da onun ağırlığı altında eziliyor!..).
Rene G le sergile-“Daha ön-kargaşa, s son günlen yor ve gör sigorta
