sigorta ile ahilik de insan konu
Ejder-öldümie masallarının üçüncü uyarlamasında, başoyuncu bir tanr, değil, insandır; bütün Sümer kahramanlarının en ünlüsü olan Gılganuş (, j ‘Bey’ Gılgamış bütün ölümlüler gibi er geç öleceğini düşünerek, kaçmıimj^ sonuyla buluşmadan önce hiç olmazsa ‘bir ad bırakma’ karan alır. Böylecç olasılıkla sedir ağaçlarını kesip Uruk’a getirme niyetiyle, uzaklardaki ‘Yaşa! yanlar Ülkesi’ne gitmeyi aklına koyarŞiirin en anlaşılabilir bölümlerinin sözcüğü sözcüğüne çevirisi şöyle ‘Bey, Yaşayanlar Ülkesi’ne gitmeyi aklına koydu,/(..)./ (Gılgamış) sözlere ku-lak verdi./’Yiğitlik sözü’nü giysi gibi sarındı üzerine,/(..)./ ‘Beni doğuran anam Ninsun ile babam namuslu Lugalbanda’nın yaşamı adına,/Bir insan ise o insanı öldürmeden, bir tanrı ise onu öldürmeden,A)lke’ye yönelttiğim adun-lanmı, kente çevirmeyeceğim.’/(..)./Daha üç buçuk metre bile gitmemişlerdi ki,/Huvava...(..),/Gözlerini ona dikti, ölüm bakışını,/(..)./Huvava’nın dişledi birbirine çarptı,... eli titredi,/(..)./0 zaman Gügamış’ın yüreği... merhametle doldu,/(..)./Enkidu Gılgamış’a yanıt verdi:/’Hak tanımaz en uzunu,/(..).A’uı-sak adam anasının bağrına dönerse,/Sen, seni doğuran ananm kentine geri dö-nemeyeceksin.’/Huvava Enkidu’ya şöyle dedi:/’Benim hakkımda, ey Enkidu, ona kötü konuştun,/(..)./0 böyle konuşunca,/Boynunu vurdulary(.-)/Enlil ile Ninlil’in huzuruna getirdiler...’”.
“23. Bölüm; GILGAMIŞ MASALLARI: îlk Edebî Ödünçleme Örneği” İngiliz arkeolog George Smith, “o günlerde yeni kurulmuş olan Societyof Biblical Archaelogy’nin 3 Arahk 1862 tarihli toplantısında bir bildiri sundu. Bildirisi Kitabı Mukaddes araştırmalan, özellikle de bunlann karşılaştırmalı incelemeleri açısından bir dönüm noktası yaratacak nitelikteydi.
Smith konuşmasında, İÖ yedinci yüzyılda hüküm sürmüş kral Asutbanipal'in uzun zamandır toprak altında kalan kütüphanesinden çıkarılan kil tabletlerden birinde, Yaratıhş Kitabı’ndaki tufan öyküsüyle dikkat çekici benzerlikler taşıyan bir tufan miti bulduğunu ve çözdüğünü açıkladı. Bildiri, bilim çevrelerinde büyük heyecan yaratmakla kalmayıp tüm dünyada da geniş yankı uyandu-dı. Londrada çıkarılan Daily Telegraph gazetesi, hemen Ninive’de yapılacak yeni bir kazıya maddî destek sağlamaya gönüllü oldu. George Smith kazılan yapmayı üstlendi ancak sağlığı ve yapısı Yakın Doğu’ya uygun değildi. Genç yaşında, otuzaltısındayken, çalışma alanında öldü (..).
George Smith’in zamanından bu yana, Irak’ta yapılan kazılarda bu Sami ‘Gılgamış Devri’ ya da bugün bilinen adıyla ‘Gılgamış Destam’ndan sayısız yeni parça çıkarıldı (..). Ayrıca Küçük Asya’da yapılan kazılarda İÖ ikinci binyılm ikinci yansından kalma aynı şiirin parçalannın Hurrice ve Hint-Avnı-pa dili olan Hititçe çevirilerini içeren tabletler bulunmuştul Şiir, Gılgamış’ı ve kenti Uruk’u öven kısa bir girişle m kentin kralı Gılgaımş’m rakipsiz, boyun eğdirilemeyen,'
■atııurdan, çıplak ve her yanı kıllarla kaplı, insan ilişkilerine aklı gecesini gündüzünü kırların yabani hayvanlarıyla geçiren kuvvel-yu biçimlendirir. Enkidu insandan çok hayvandır ve Gılgamış’ın tınp ruhunu eğilecek olan odur
^insanlaşan Enkidu, kibirli ve zalim ruhunu yola getireceği Gılgamış Ijiyılaşmayahazırdır (..). Bunun üzerine iki dev, incelikli kentli Gılgamış kır adamı Enkidu. kapışırlar. Enkidu’nun rakibinden daha üstün oldu-j,^ür, sonra da (belirtilmeyen bir nedenle) Gılgamış’ın öfkesi aniden ya-^veikisi sanlıp, öpüşürler. Bu acı mücadeleden iki yiğidin dostluğu doğar jîiln dünyaya sadık ve ölümsüz olarak ün salacak, (ancak Ahiliğe yakışan;
^ptoamanca başarılarla dolu bir dostluk
Şimdi iki kahraman ünlerinin doruğuna ulaşmışlardır; Uruk kenti onlarm jtbaşanlannın şarkılarıyla çınlar. Ama amansız yazgı mutluluklarına ani <xımasız bir biçimde son verir. Enkidu, Huvava ve Gök Boğası’nın öldü-İıesindeki payından dolayı tanrılar tarafından genç yaşta ölüme maVıtcflm _
jülıniştir. Oniki günlük bir hastalıktan sonra, çaresizlik ve kederden ne yapa- * J ,ıOTbilemez hale gelmiş Gılgamış’m gözleri önünde son nefesini verir.
Şimdi kederli ruhunu daha da acı bir düşünce yiyip bitirmektedir. Enkidu üaıüştürve er geç kendisi de aynı yazgıyla buluşacaktır (..). İşkence çeken ru-snım şimdi özledi^ elle tutulur, bedensel ölümsüzlüktür. Ölümsüzlüğün str-]jı arayıp bulması gerekmektedir.
Gılgamış’m bildiğine göre, tarihte ölümsüz olmayı başarmış tek bir insan laıdr, tufandan önce varolan beş krallık kentinden biri olan kadim Şumppak’ın iilge ve dindar kralı Utnapiştim (Sümerce; Ziu Sudra, Akadca: Utnapiştim;
\iıhPeygamber, sg)’dir bu kişi (..).
Gılgamış ne pahasına olursa olsun Utnapiştim’in yaşadığı yere gitmeye karar verir. Bu ölümsüzleşmiş kahraman belki de değerli sırrını ona açıklayacaktır (..). Sonunda, bir zamanlar Uruk’un gururlu hükümdarı olan Gılgamış, bitkin, bir deri bir kemik, saçı sakalı pöslekiye dönmüş, kir pas içindeki gövdesini hayvan derileriyle örtmüş bir halde, sonsuz yaşamın sırrını öğrenme he-vMİvip tğf"—önüne çıkar(..).
yi kaçırır. Tükenmiş ve acı düş kırıklıkları içinde olan kahraman, kenti çevr^. leyen güçlü duvarlarda bir avunç bulabilmek için Uruk’a döner
Eserin ne zaman meydana getirildiği konusuna gelince, Geç Babil uyarlaması ile ondan daha sonra yazılmış olan Asurca uyarlama karşılaştın], dığında, şiirin özünde, bugün bildiğimiz biçimiyle İÖ İkinci binyılm ilk yar,, sı gibi erken bir tarihte yaygın olduğu görülür. Kökenlerine gelince, temelde adlarla sınırlı yüzeysel bir inceleme bile, içeriğinin, Babil şiirinin eskiliği^j karşın, Sami kaynaklardan çok Sümerlere gitmesi gerektiğini gösterir. Baş kahramanların adları, Gügaımş ve Enkidu, büyük olasılıkla Sümer kökenlidir Gılgamış’ın ana ve babasının adları, Lugalbanda ve Ninsun, Sümercedir („)
Ama ‘Gılgamış Destanı’nm çoğunun Sümer kökenli olduğu sonucuna var. mak için yalnızca mantıksal çıkarımlara başvurmaya da gerek yoktur. Şiirde anlatılan olayların bazılarının Sümerce öncellerine zaten sahibiz (..), Ben 1935’den bu yana İstanbul ve Philadelphia’da Gılgamış şiirine eklenen altmış, tan fazla parça saptadım ve büyük bölümünü kopyaladım (..).
Bu malzeme, aşağıdaki gibi adlandırabileceğimiz altı şiirden oluşur: ‘Gıl. gamış ve Yaşayanlar Ülkesi’, ‘Gılgamış ve Gök Boğası’, ‘Tufan’, ‘Gılga. mış’ın Ölümü’, ‘Gılgamış ve Kişli Agga’, ‘Gılgamış, Enkidu ve Ölüler Diya.
1.Gılgamış ve Yaşayanlar Ülkesi’ şiiri 22. Bölüm’de ele alınmıştı (..).
2.Sümer şiiri ‘Gılgamış ve Gök Boğası’ henüz yayımlanmamıştır!..),
3.‘Tufan’ adıyla bilinen diğer Sümer şiiri, şiirin bu adla başlayan bölümünün tam çevirisiyle birlikle 20. Bölüm’de incelenmişti (..).
Sümer tufan öyküsü asıl konusunu 2iusudra’nın ölümsüzleşürilmesi mitinin oluşturduğu bir şiirin parçasıdır ve bu mit Babilli şairlerce kendi amaçlan doğrultusunda ustalıkla kullanılmıştır. Böylece, bitkin Gılgamış, Utnaçiştim’in (Sümerli Ziusudra) önüne gelip ondan sonsuz yaşamın sunnı öğrenmek istediğinde, Babilli şairler ona kısa ve yerinde bir yanıt verdimıek yetine, bu anı kendi tufan miti yorumlarını anlatma fırsatı olarak kullanmışlardır (..).
Dahası ayrıntılar da değişmiştir. Ziusudra dindar, alçakgönüllü, tann korkusu olan bir kral olarak belimlenmiştir, oysa ütnapiştim böyle anlatılmaz
Çok önemli olmakla birlikte, özellikli konumuz olan Ahiliğin, Yiğitliğin gösterilmesi dışında olan bu bölümden daha fazla alıntı yapmıyoruz. Bölümün başlığından da anlaşılabileceği gibi, Kramer burada, Sami’lerin, Sümerler’in Gılgamış Destanı’na sahiplenmesini gösteriyor ve Destan’ın Sümerler’e ait olduğunu ayrıntılı olarak belirtiyor
^* #sonlanna doğru Yunan anakarasında gelişen Yunan Kahraman-Yunanistan’mkinden yalnızca bir yüzyıl kadar sonrasına tarihlenebi-ı(’^tan'mKaiu^aıdıkÇağı ve İS dördüncü yüzyıldan altıncı yüzyı-’• Kuzey Avrupa’nın büyük bölümünde egemen olmuş Germen Kahra-^Çajı(-k
jjve daha önceki bölümlerde verilen Sümer kahramanlık şiirleri dünya ^ve edebiyatına yeni bir Kahramanlık Çağı sunan bir destan edebiyatı ^[lar-Sümer Kahramanlık Çağı (..). Chadwick’in söz konusu edebî ^an çıkardığı sonuca göre. Yunan, Hint ve Germen Kahramanlık Çağ-jiemclde göze çarpan ortak nitelikler sergileyen barbarlık dönemleridir Dinsel açıdan, üç Hint-Avrupa Kahramanlık Çağı da, çeşitli devletler ve jusliklerce geniş ölçüde kabul edilmiş görünen insrmbiçimli tannlcu'a tapın-jjlınyla tanımlanır (..). Bazı kahramanların tanrısal bir kaynaktrm çıktığına asılmakla birlikte kahramana tapınma ya da kahramanlık kültü yoktur. Yunan,
SjveKuzey Avrapa Kahramanlık Çağlan’nda ortak olan bütün bu özellik-tSimcrKahramanlık Çağı için de geçerlidir (..).
Şimdi de kahraman Lugalbanda’nın başrol oynadığı destanlara geçelim, lujalbanda ve Enmerkar’ diye adlandırılabilecek ilki, büyük bölümü kusur-abiçimde korunmuş dört yüzü aşkın dizeden oluşan bir şiirdir (..).
Şimdilik ‘Lugalbanda ve Hunim Dağı’ diye adlandırabileceğimiz Lugal-rnda’nın ikinci öyküsü dörtyüz dizeden fazla olmalı (..).
Şimdi Yakm Doğu arkeologlannı ve tarihçilerini yıllardır uğraştıran, ‘Sümer lorunu’ olarak bilinen tarihsel bir soruya geliyoruz. Sümerlerin Mezopolam-la'ya gelişleriyle ilgili bu soru şöyledir; Aşağı Mezopotamya’ya ilk yerleşen laik Sümerler miydi yoksa orüardan önce gelmiş başka etnik grup ya da gruplar olmuş muydu? Yüzeyden bakıldığında, bu soru ile Sümer Kahramanlık Ça-jı arasında ilişki yok gibi görünür. Buna karşılık, Sümer Kahramanlık Ça-şı’mn varlığının keşfi ‘Sümer Sorunu’nun çözümü açısından büyük önem la-
Geçtiğimiz yıllarda yapılan ve tarihöncesi katmanlara inilen bazı kazıların c Aşağı Mezopotamya’nın en eski kültür aşımiası, arkeolojik ’ olarak iki döneme aynldı; kalıntıları el değmaniş
Dolayısıyla bu grup, Sümerlerin Mezopotamya’nın ilk yerleşikleri oldu^ sonucunu çıkarır. Aynı arkeolojik verileri inceleyen bir diğer arkeolog grubu bunun tam tersi bir sonuca varmıştır Dolayısıyla bu grup, Sümerlerin bo|! genin ilk yerleşikleri olmadığını söyler. ‘Sümer Sorunu’nun çözümü böylecj çıkmaza girmiştir (..). Öyleyse, şimdiye değin yararlanılan kaçınılma^ biçimde iki anlama çekilen malzemeden öz ve yapıda farklı verilere dayana^ yeni kanıtlara gerek vardır.
İşte Sümer destan şiirinin ve ortaya çıkardığı Kahramanlık Çağı’nınönetıu burada yatmaktadır Kanıt, Sümer Kahramanlık Çağı’nın kültürel örüntiisii ve tarihsel zemininin uzun süredir bilinen Yunan, Hint ve Germen halklannm Kahramanlık Çağlan ile karşılaştırılmasından çıkar (..).
Sümer Kahramanlık Çağı’nm kökeni ve gelişimine yol açan etkenlerin Yunan, Hint ve Germenlerinkiyle (Kahramanlık çağlan ile; sg) benzer olduğunu varsayarsak -aksini düşündürecek bir neden yok gibi görünmektedir- Sümer Kahramanlık Çağı’nın ulusal bir göç dönemiyle çakıştığı sonucuna varabiliriz (..).
Sümer Kahramanlık Çağı’nın varlığını belirlemekle, Sümerlerin Aşağ Mezopotamya’nın ilk yerleşüdeıi olmadığı, ama Sümerlerden önce gelen ve kültür açısından çok daha ileri büyük bir uygarlığın bulunması gerektiği sonucuna varabiliriz (..). Aşağı Mezopotamya’nın ilk yerleşim günlerinden, Sümerin ülkedeki politik egemenliğinin sonunu başlattığı söylenebilecek büyük -Akad kralı Sargon’un zamanına kadar olan tarihi iki döneme aynlabibr Sümer öncesi (İranlı-Sami olarak adlandırmak daha anlamlı olabilir) veSümet
Şimdi Aşağı Mezopotamya tarihinin Sümer öncesi ya da Iran-Sami döneminden onu izleyen Sümer dönemine geçersek, bu dönemin üç kültürel aşamadan oluştuğunu görürüz: yazı öncesi, ilk yazı ve erken yazı aşamalan (..). Bu Sümerli işgalcilerin kendileri de yeni mekânlannda güven içinde değillerdi, çünkü ülkenin efendisi haline gelmelerinden kısa süre sonra Aşaş Mezopotamya’nın batı çölünden yeni göçebe kavimler -‘tahıl bilmeyen' Marttılar olarak tanınan Sami kabileleri- sökün etmeye başladı. Enmerkarve Lugalbanda zamanında bile -yani, Sümer Kahramanlık Çağı’mn doruğu bu çöl barbarlarıyla henüz ‘yerleşik yaşama geçmiş’ Sümerler arasındaki mücadele halâ devam ediyordu (..).
Sümer döneminin ikinci aşaması olan, ilk yazıya (Ahiliğin; BilgeliğİDİl büyük atılımı: însanlığm Uygarlığa geçişi; sg) geldiğim^gpı^ irnerlerinyenı yurtlarına iyice yerleştiklerini ve kök saldıklarını görüş nin son kültürel ya da erken yazı aşaması, temelde dj yaratıcı olan ilk yazı aşamasında doğan maddî ve man^ le yazı alanında- daha da geliştirilmesine tanıklık etmi^
sigorta ,silik'»
