sigorta ile ahilik de insan konumuz
ve özgürlüğe, doğruluk ve dürüstlüğe, bağışlama ve acımaya çok değer riyorlardı (Ahilik ilkelerine! sg)(..). Sümerli bilgelere göre, tannlar da lılığı ahlâksızlığa yeğliyorlardı ve Sümer panteonundaki hemen bütün bn tanrılar İlâhilerde iyilik ve adalet, doğruluk ve dürüstlük (Ahilik; sg) aşığı qi rak yüceltilmişlerdi (..).1951 yılında yaklaşık 250 dizeden oluşan bir Sümer İlâhisi Nippur’jj^, kazılarda çıkanimış 19 tablet ve parçanın birleştirilmesiyle ortaya çıkarıldı bu İlâhi şimdiye değin bulunan Sümer belgeleri içinde en açık etiksel ve ah lâksal ifadeleri içeriyordu. Burada tannçaNanşe şöyle betimleniyor;
‘Yetimi bilen, dulu bilen,/însanın insana zulmünü bilen, öksüzlerin anas, Nanşe,/Dulları kayıran,/En yoksullara (?) adalet (?) getiren (?)./Sığmanaku. cak açan kraliçe,/Güçsüze barınak
Anlamı halâ büyük ölçüde belirsiz olan bir pasajda, Nanşe, Yeni Yıl’miik gününde insanoğlunu yargılar biçimde gösterilmiştir. Yazı ve Edebiyatiann-çası Nidaba ve eşi Haya’nın yanı sıra sayısız tanık onun yanında yer alır. Onur öfkesini çeken kötü insan tipleri şöyle tanımlanmıştır;
‘Günah yolunda yürürken büyük farkla sının geçen (insanlar), ..../Konmuş kurallan çiğneyenler, anlaşmalan bozanlar,/Kötü yerleri korayup değer verenler, .. ./Büyük ağırlık yerine hafif ağnhk koyanlar,/Geni§ ölçü yerine küçük ölçü koyanlar, .. ./(Kendisine ait olmayan bir şeyi) yiyip de, ‘yedim’ demeyen-ler./İçip, ‘İçtim’ demeyenler, .../’Yasak olam yerim’ diyenler/Yasak olanı içerim’ diyenler.’
Nanşe’nin toplumsal vicdam şu dizelerde daha da açığa çıkar:
‘Yetimi avutmak, dul kadm bırakmamak için,/Kudretlilerin yok edileceği bir yer kurmak için/Güçsüzlerin kudretlileri devirmesi için, .../Nanşeinsan larm yüreğini yoklar’(..).
Sümerlerin etik kavramları ve ülküleri, insanın tanrılara hizmet etmek üze re çamurdan yoğrulduğu dogmasına dayanıyordu. İlgili
mitten gelmektedir. Bunlardan biri tamamıyla insanın Diğerinin büyük bölümü iki küçük tanrı arasındaki anla*^™^ insanın yaratılış amacını ayrıntılarıyla veren bir girişi i
ekmeklerini sağlamakla, özellikle dişi ilâhlar varlık bulduk-'''^eri güçlüklerin betimlenmesi denilebilecek bir girişle başlar.
üzerine annesi, ‘bütün tamdan doğuran ana’, ilksel deniz, tanrını ona getirir ve şöyle der.
[ kalkyalağından. ...’dan bilgeliğini göster,/Tanrdarahizmetkâr-^e,kendi eşlerini (?) kendileri üretsin.’
Jetonu üstüne düşünür, ‘iyi ve soylu şekilleyici’lerin başına geçer ve [Janımu’ya, ilksel denize şöyle der;
sözünü ettiğin yaratık var edüdi,/Onun üstüne tanrüann suretini ipsiz derinliğin yüzeyindeki kilden yüreğini yoğur,/İyi ve soylu ^Üieıiciler kili berkitecekler,/Sen, sen onun uzuvlarını ortaya çıkar,/Ninmah ‘^Yak ana tannça) senin üstünde çalışacak,/(Doğum) tanrıçaları sen biçim-jüîn yanında olacaklar,/Ey ana, (yeni doğanın) yazgısını belirle,/Ninmah i juıüsliine tannlann
Siimerde insanın yaratılışı düşüncesi açısından önemli olan ve ‘Sığır ve ilkli diye adlandırabileceğimiz ikinci mit, Sümer yazarları arasında çok re-«ta olan tartışma tarzında yazılmış yapıtların bir değişkesini sunar. Milin aikahramanlan sığır-tannsı Lahar ile kızkardeşi, tahıl-tannçası Aşnan’dır.
Mite göre, bu ikisi, gök tanrısı An’m çocukları olan Anunnakiler’in yiye-.rk yemek ve giyecek giysileri olması için tannlann yaratma odasında yara-ılınışlardı(..). Bütün bunlar giriş bölümünde şöyle anlatılır.
Gök ile yer dağından sonra,/An (gök-tannst) Anunnaki’lerin (ardılları) loğumuna neden oldu(..),/Duku’nun Anunnakileri yiyor, ama doymuyorlar-ılı/Has ağıllarındaki şum-sütünü ve iyi şeyleri,/Duku’nun Anunnakileri içiyor ama kanmıyorlardı; Has ağıllarındaki iyi şeylerin hatırına,/lnsana soluk veril-
Sümerli bilgeler insanın başına gelen felâketlerin, kendi günahlarının ve kötülüklerinin bedeli olduğu öğretisine inanırlar ve bunu öğretirlerdi; hiçkimse masum değildi”.
“15. Bölüm; Acı Çekme ve Boyun Eğme; tik ‘EYÜP’ (..)
Yayımlamak üzere şiirin çevirisi üzerinde çalıştığımız sırada, İstanbul'^ ki iki parçanın Philadelphia’daki dört parçayla birleştiğini fark ettik („) ■. uzak müzeye savrulmuşlardı. Neyse ki 1954 yılında Bollingen bursuyla is|^' bul’a gidince, bu uzak mesafeli parçalarm ‘birleşme’lerini gerçekleştûebiidjj^ Böylece bunun, Eski Ahit’in Eyüp Kitabı’yla dünya edebiyatında ve sel düşüncesinde ün kazanmış tema, insanın acı çekmesi ve boyun eğmesi rine yazılmış ilk deneme olduğu ortaya çıktı İşte kendi sözcükleriyle çeken kişinin yakarışları:
‘Anlayışlı bir insanım ben, oysa bana saygı duyan kaybediyor,/Doğru 55. züm yalana dönüştürüldü,/Hilebaz adam beni Güney Rüzgân’yla örttü, onuu hizmetine girmeye zorlandım,/Bana saygı duymayan, beni senin önünde utan. dırdı.//’Her zaman bana yeni azaplar verdin,/Eve girdim, ruhum ağır,/Ben, in. san, sokaklara çıktım, yüreğim daralmış,/
Yiğit, dürüst çobanım bana kızgm, düşmanca süzdü beni.//Düşmanı olma, dığım çobanım bana karşı kötü güçler kullandı,/Yoldaşım bana tek birdoğm söz söylemiyor,/
Arkadaşım doğru sözümü yalanlıyor,/Hilebaz adam bana tuzak kurdu/Ve sen, tanrım, ona engel olmadm.//BUge olan ben, niye cahil gençlerle kuşatıl-dım?/Anlayışlı olan ben, niye cahiller arasmda sayüdım?/Her yer yiyecek dolu, benim aşımsa açlık,/Herkese paymm dağıtıldığı gün, benim payıma acı çekmek düştü (..).
Kötü yazgının avucuna düştüm, yaşam soluğumu çalıyor,/Uğursuz hastalık gövdemi sanyor....//Tanrım, beni var eden babam, yüzümü yerden kaldır (..). Onlar -yiğit bilgeler- pek doğru ve yerinde olarak şöyle derler/’ffiçbirço-cuk anasmdan günahsız olarak doğmaz^Eskiden beri masum bir genç varolmadı”
Adamın dualan ve yakanşlarından sonra ‘mutlu son’ gelir: Adamın taım sı gözyaşlarına ve sızlanmalarına kulak verdi,/Genç adamın yanıp yakılmala n tanrısının yüreğini yumuşattı./Dile getirdiği erdemli sözleri, saf sözleri tan nsı kabul etti (..). Kendi karanyla biçilmiş kötü yazgısını bozdu,/Adamm acı lannı sevince dönüştürdü,/Gözetleyici ve koruyucu olarak yanına iyilik perileri yerleştirdi,/Şirin görünüşlü...melekler verdi ona.’”l-56)_
Buradan, eserin; “Tufan: İlk ‘Nuh’” başlıklı 20. Bölümüne geçmeyi planlıyorduk. Fakat, İlk “Nuh” olan Ziu Sudra konusunu; değerli Prof. Dr. Mübahat Türker Küyel genişçe incelediğinden, bizim de biraz aşağıda Sayın Küyel'in bu çalışmalarından aktarmalar yapacağımızdan ve kendi görüşlerimizi de orada açıklayabileceğimizden, burada bu çok önemli konuyu şimdilik
jjt öldürme motifi hemen bütün halklarda ve çağlarda mitoloji f va;.arlarmm en gözde konularından biri olagelmiştir. Özellikle tannlart ^(jmanlan içeren öykülerin bol olduğu Yunanistan’da, ejderhasını ■ en bir kahraman zor bulunurdu. Ejderha-öldüren en ünlü Yunanlılar **^lıljaHerakles ve Perseus’dur (Theseus’u da unutmayalım; sg). priyanlığm yükselişiyle, bu kahramanlık göstergesi azizlere geçti; Aziz ve Ejderha ve benzerleri bunun kanıtıdır. Adlar ve ayrıntılar öyküye, değişir. Ama bu öykülerin kökeni nereye dayanmaktadır? Ejder-öl-jıoe teması İÖ üçüncü binydda Sümer mitolojisinin önemli bir motifi oldu-jjugöte, Yunan ve erken Hristiyan ejderha öykülerinin dokumasmdaki ü-jjilerin Sümer kaynaklarından geldiğini öne sürmek hiç de akıldışı
Otuzbeş yüzyılı aşkın zaman önce Sümer’de yaygın olan ejder-öldürme göllerinin, bugün en azından üç uyarlamasına sahibiz. Bunlardan iki sinin utnınam tannlardır —Yunanlı Poseidon’un en yakın Sümerli karşılığı olan îhiaıınsı Enh ve Güney Rüzgârından sorumlu tann Ninurta. Üçüncüsünün lilıraınam, pekâlâ özgün 'Aziz George’ olabilecek, Gılgamış adlı ölümlü bir iıtramandır.
Erki yle ilgili mitte, öykünün kötü kişisi canavar Kur'dur. Mücadele ola-jlilagök ve yerin ayrılmasından hemen sonra başlamıştır. Kur (kınkh dize-fldoğru yorumlandıysa), bir gök tanrıçasını kaçırmakla kötü bir iş yapar, bu iaakla Persephone nin ırzına geçilmesini anlatan Yunan öyküsünü getiriyor, lliti ajTintılı olarak işleyen bir tablet henüz bulunamadığından, öyküyü oluşmak için elimizde yalnızca bir düzine kadar anlamlı dize var (...). Bu pasaj yaratılış’ dizelerinden hemen sonra gelir. İçeriği şöyle;
Gök ile yer aynidıktan sonra, gök-tannsı An göğü, hava-tannsı F.ntil yeri ele geçirmiştir. Çirkin iş bundan sonra gerçekleşir. Tanrıça Ereşkigal, olasılıkla Kur’a Ödül olarak zorla kaçırılır (..). Bunun üzerine Enki bir gemiyle Kur’a gider (..). Kur her türden taşlarla zalimce savaşır ve egemenliği altındaki ana sularla Enki’nin gemisine arkadan ve önden saldırır.
Kısa giriş bölümü burada sona eriyor, çünkü, 'Gılgamış, Enkidu ve Ölüler Diyan’nın yazari|^j|ielde ejderha öyküsünü değil, Gılgamış destanını işlemektedir sonucunu öğrenemiyoruz. Bununla birlikte, kaza-sigorta
