sigorta ile ahilik de insan1
Sosyolojik olmayan kaynaklardan taranarak yapılan bu sosyolojik olaylar-jjilgili araştırmanın bazı sonuçlan bu bölümde özetlenecek ve bizim acı çe-tenioplnmumuza benzer biçimde, 4000 yıl önce Sümer toplumunun da acık-liaşansızlıklan ve üzüntü verici kusurları olduğu gösterilmeye çalışılacaktır; Sümer de de, yapılandan çok ütopik fikirler yüceltilmiştir; ‘Pazarları vaaz ve-lilmiş,ama Pazartesileri iş başa düşmüştür’, barışa büyük özlem duymuş, ama anu gelmeyen savaşlar gönnüştür; hak, adalet ve merhametten dem vurulmuş, ama (Çobanoğlu Burgazi’nin ve öbürlerinin de Fütüvvetname’lerinde Jepşik bir biçimde feryat etliği gibi; sg) haksızlık, adaletsizi ile ve baskı kol şzmişlir; (kaba; sg) maddeci ve ileriyi göremeyen tutumuyla ekonomik deneleri bozulmuştur; anne baba ile çocuklar .öğretmenler ile öğrenciler arasındaki'kuşak ayrılığından’ acı çekmiştir; onun da ‘aykırılar’ı, ‘sorumsuzlar’ı, çiçek çocukları, yoldan çıkanlan olmuştur; orada da ‘tekcins’ yandaşlan olmuştur, hattâ ‘mini-uzun etek’ gibi tanışmalar bile yaşanmış olabilir Savaş ve mücadelenin bütün Kadim Yakın Doğu’da yaygın olduğu iyi bilinen, üzücü bir gerçektir ve çağdaş tarih kitapları sayısız kraliyet kitabesinden, özellikle Asur krallarının kroniklerinden alınma tüyler ürpertici ayrıntılarla doludur Böyle bilgiler için Sümer edebiyatuun ‘ağıt’ olarak bilinen liiriine bakmamız gerekiyor; bu edebiyat türünün başlangıcı İÖ Üçüncü binyı-lın ikinci yarısına değin uzanmasına karşılık, ikinci binyılın ilk yarısından önce Sümer edebiyatı ve dinsel yapıtlarının önemli bir öğesi haline gelemedi.
Bu ağıtlar ele geçirilen kurbanlcuın çektikleri sefaleti ve acıyı, eziyeti ve işkenceyi canlılıkla betimler. Dolayısıyla, ‘Sümer ve Ur’un Yerle Bir Edilişine Ağıt’ yapıtından, Sümerlerin düşman komşuları tarafından yenilmelerinin sonucunda, yasa ve düzenin ortadan kalktığım öğreniriz. Kentler, evler ve ahırlar harabeye dönmüştür, ırmaklar ve kanallar kurumuştur, tarlalar, bahçeler, meyve'-- ' ' otlaklar ekilip biçilememiştir, aileler dağılmış, halk ve kralları esiî’’^ Nlntöş ve yerlerine yabancılar yerleşürilmıştir, tapınaklar kirle-
I* ö 2300'lerde Lugalzagesi, kendisi doğu, batı, kuzey ve güneydeki biit ülkelerin hükümdarı olduktan sonra egemenliğindeki halklann ‘kırij^'’ (huzur içinde) uyumalan’ ile övünür ve Enlil’e, ‘ülkelerin kırlarda (huzuriçj|j de) uyuması(nın devam etmesi)’ ve ‘bütün insanlığın bitkiler ve otlar gibi atıp gelişmesi’ için dua eder. Bundan ikiyüz yıl kadar sonra, yenilenmişti annmış Eninnu tapınağına Ningursu’yu getiren Gudea; îşaya peygamberi^ sözlerini çağrıştıran şu sözleri söyler;
‘Hayvanlar, bozkmn yaratiklan hep birlikte yayıldı/Bozkınn aslam,paı,, teri (?), ejderhası hep birlikte yayüıp, tath tath uyudu’ (Biz de, Gudea içjı, “BİLİNEN EN ESKİ HAQ BEKTAŞ-I VELf’ diyor, saygı ile anıyoruz; sg| Bir yüzyıl kadar sonra, kadim dünyanın gelmiş geçmiş en büyük hüküm, darlanndan biri olan Şulgi şöyle der: ‘Kitabelerimin yazıldığı o günlerdejBe-nim taraümdan yok edilmiş bir kent JBenim tarafımdan yıkılmış bir duvar,/Kı. nlgan bir kamış gibi benim tarafımdan ezilmiş bir ülkeyOzanlarm şarlolam. da yer almayacak’.
Banş, güvenlik ve istikrar özlemini en iyi dile getiren yapıtlardan 'Nç. pur’un Yıkılışma Ağıt’ta şair, Nippur ve Sümer’in İşme-Dagan tarafındaj düşmanlanndan kurtuluşundan sonra olanları şöyle anlatır:
‘Insanm insana kötülük etmediği, oğlun babasmdan korktuğu günJAlcat-gönüllülüğün ülkeyi kapladığı, soyluların alt tabakalardan saygı gördüğü gün,/Küçük kardeşin ağabeyinin sözünden çıkmadığı gün,/Küçüklerin otanıp bilgelerin sözlerini (dikkatle) dinledikleri gün./Zayıfla güçlü arasında çekip (?) olmadığı, şefkatin kazandığı gün,/Seçilen (her) yola gidilebildiği, yabam otların ayıklandığı gün,/însanm dilediği yere yolculuk yapabildiği, bozknda (bile) ...’sma zarar gelmediği gün,/Bütün üzüntülerin ülkeden kalktığı güm ışığa boğulacak (ülke),/Zifiri karanlık ülkeden def edildiği gün, bütün canlık sevinecek’.
Bir kent için barış ve gönencin ne anlama geldiğini daha önce sözünü elliğimiz ‘Agade’nin Lanetlenmesi’ yapıtında da görebiliriz; eser, bağışlanaım bir günah işleyen kral Naram-Sin’in mahvına ve yıkımına neden olduğu kem tin, öncesinde ne kadar mutlu olduğunu canlı bir biçimde betimleyerekba^-lar(..).
Sümerler arasında barışa duyulan özlem öyle derindi ki, kutsal kentleri Nippur’a ‘Banş Kapısı’ adım verdikleri bir kapı inşa etmişlerdi. Bu kapım hangi nedenle ve ne zaman düşünülüp, yapıldığı bugün bil', ‘ ’kle biılii*, ‘Agade’nin Lanellenmesi’ni yazan şaire göre, Naram-^.^ karşı yaptığı küstahlıklardan biri Barış Kapısı’nı balta; bunun sonucunda ‘banş ülkelerden ayrılmıştı.
Kapısı banşın simgesi işlevini görüyordu ve yıkılması savaş /^kaçağına işaretti.
frins®''"'* getiren ve üstünlüklerine son veren iç ve dış savaşların .(r,(iniimüz savaşlarında olduğu gibi, çeşitli ve karmaşıktı: ekonomik i /^"jkede bulunmayan kaynakları ele geçirme gereksinimi; politik ' komşularından gelen saldırılar karşısında güvenlik için gelen
ı^f^pler. psikolojik açıdan, güç ve saygınlık kazanma, üstünlük ve ün, ve intikam dürtüleri”.
0R KRALI UR-NAMMU’NUN YUKARIDA VERDİĞİMİZ, ^lÜNENEN ESKİ Ft)TÜVVETNAME”SİNE EK!..
Siimertoplumunda, bugünün Amerikan toplumu örneğinde olduğu gibi, yoğun biçimde ‘başanya güdümlü’ bir söylem egemendi ve bunun jiıııınıııda zengin ve yoksul, zayıf ve kudretli, güçlü ve güçsüz, ezilen ve ezen jictilderine özel anlamlar yüklenirdi. Örnek olarak Ur-Nammu Yasalan’mn ,jselgirişini ele alalım;
Sonra, kudretli savaşçı, Ur’un kralı, Sümer ve Akad’ın kralı Ur-Nammu, t(«ıİDefendisi Nanna’nın kudretiyle ve Utu’nun doğru sözüne uygun olarak, leye eşitliği getirdi, zorbahğı, şiddeti ve çekişmeyi kovdu... Tunçtan sila-ipiDÜ Oltaya çıkardı, bir mina’lık ağırlık ölçüsünü belirledi ve gümüş bir jdefiı taş ağırlığını bir mina’ya uygun olarak (?) belirledi... Yetim varsıl «ianıa bıralolnıadı, dul güçlü adama bırakılmadı, bir şekeU olan bir mina'sı alma hıra kılmadı’.
SOSYAL ADALET VE İLK “DAR-I MANSUR” TANRIÇASI NANŞE ÎLE AHİLİK’TE ÇOK ÖNEMLİ BİR ÎLle İKTİSABIN PÎRİ; HENDURSAG!..
O^airimizin bu soylu sözlerine inansak ve Nippur’un, Sümer’in en kutsal v3 kenti olarak, gerçekten manevî açıdan saf, etik açıdan lekesiz olduğunu k^ul etsek, bütün olarak Sümer toplumunun yanı sıra Sümer’in daha az kutsal olan diğer kentlerinde yazarın ayrıntılarıyla verdiği kötülük ve fenalıkların hoş görüldüğü sonucunu çıkarmak hiç de akıldışı olmaz Dolayısıyla, bilinmeyen bir nedenle toplumsal adalet ve aıhlâksal tavnn koruyucusu rolü yüklenen tanrıça Nanşe’ye yazılan bir İlâhîde, şair onu şöyle tanımlar;
‘Yetimi bUir, dulu bilir,/lnsanm insana zulmünü bUir, öksüzlerin anası-dtr/Dullan kayırır Nanşe./Çaresizlere (?) çare bulur,/Sığtnana kucak açar kra-liçe,/Güçsüzü gözetir...’
Tannçanm her yeni yılda insanhğı yargılamak amacıyla bir mahkeme kurduğunu öğreniriz. ‘Değerli tabletler’! dizine koymuş, elinde ‘altın kalem’iolan ‘soylu yazman’ Nidaba ve onun kocası olan ‘tabletlerin adamı’ Haya’mn gözetmen olarak katıldığı mahkemede, Nanşe insanın yüreğinde övüngenlik, açgözlülük, aıüaşmalan bozma, ağırlık ve ölçülerde hile yapma, kudretli ve giiç-lülerde baskı yapma, aile içinde yakışıksız ve çirkin davranma gibi kötülükler varım diye bakar. Suçlu bulursa, ki, kuşkusuz çoğu Sümerli bu toplumsal kusurlardan birini işliyordu, Nanşe’nin veziri Hendursag onu görür ve cezalandırmadan bırakmaz”.
Tanrıça Nanşe’nin görevine bakarak; “İlk Dar-ı Mansıır Tannçası” diyoruz. “Dar-ı Mansur”daki, Mansur, bilindiği gibi, HaUac-ı Mansur’dan geliyor. Biz burada “Dar-ı Mansur” derken tarafsız erbabı çok iyi bilir ki, Alevi-Bek-taşi’lerin Cem Ayini’nin, önemli bir biçimini ya da aşamasını kastediyoruz. Tanrıça Nanşe’nin bu görevi, bütün ilkel toplumlarda vardır ve onlann ilkelliğini değil, aksine, “bozulmamışlığını” çok özgün yüceliğini gösterir.
Bu görev; “Toplumsal Özeleştiri”dir ve yakın zamanlann “Büimsel Sosyalistleri” de bu görevi dikkatle uygulamışlar ve başanlannın vazgeçilmez şartı saymışlardır. Bu görevi, ondan korkarak; ama küçümsüyor, önemsemiyor görünerek, terk etlikten sonra da; rakipleri olan Kapitalistlere dönmüş ve kısa zamanda yıkılmışlardır. Hallac-ı Mansur, Alevüerce burada sadece bir semboldür ve bizim için de, daha öncesi için söylesek de, yine öyledir. Böylece burada, en yılgın özeleştiri kaçakları için bile bir açıklık kalmadığım sanjv^jj^ Tanrıça Nanşe’nin veziri Hendursag’a gelince. OsmanlI’da ya da “İhtisap Ağası”nı bazıları İslâm’a kadar götürüp orada bı burası diyorlardı. Biz ise, Yunan'a kadar götürmüş ve Eflâ ği “Agoranomos”u göstenniş, ama bunun daha öncelerinin del sigorta
